Kasım 07

Şeriat Tanrısının Hilesi


Buradaki “hile”yi Türkçe’deki anlamında kullanıyorum. “Düzen, aldatmaya, oyuna getirmeye yönelik yapılan iş, tuzak…” anlamında.

Çokları “Şeriat’ın Tanrısı”nı iyice tanımaz. Kendi kafasında geliştirdiği, “sonsuz güzellikler kaynağı” ve “iyilik, güzellik, dürüstlük yolunu gösteren, bunu inanırlarına aşılayan varlık” diye görür. Savunduğunda da öyle savunur. İslâm’ın, İslâm Şeriatı’nın “Tanrısı” mıdır konu? Konuşurken, tartışırken kafasındaki bu “Tanrıya” uyacak biçimde konuşup tartışır.
Onun için İslâm “kelâm”ında da zamanla, duruma, göre, “kafalardaki Tanrıya uygun düşecek biçimde yorumlar oluşturmaya çabalanmıştır. “Şeriat Tanrısının orası burası budanmış, orasına burasına eklemeler yapılmış ve bu “Tanrı’da “tadilât” yoluna gidilmiştir.

Bu yapılırken, Şeriat’ın kendisindeki, temel kaynakları olan Kur’an’daki, “hadis”lerdeki “Tanrı”; olduğu gibi kalmıştır kuşkusuz. Yani değişmeden… Gelişen, değişen her şeye, zamana, çağa, yeni durumlara, yeni anlayışlara, yeni yaşama biçimlerine meydan okumuştur. Böyle gelmiştir çağlar boyu. “Hile” söz konusu olunca da “Tanrı”ya yakıştırılmaz. Gelip “kafalardaki Tanrı’ya çarpar çünkü. “Tanrı’nın hile yapmayacağı” düşünülür. “Tanrı da hile yapar mı? Hâşâ!” denir.

Gelin görün ki “Şeriat Tanrısı”, âyetlerin, hadislerin çok açık açıklamalarına göre; hem kendisi “hile” yapar; hem de “hile” yapılsın diye “Peygamber”ine öğütler verdirir.

Kur’an’da “hile (düzen,tuzak)” anlamına gelen “hud’a”nın türeviyle bir yerde (bkz. Nişe, ayet: 142.); aynı anlama gelen “mekr” sözcüğü ve türevleriyle de altı yerde (bkz. Alu İmran: 54: A’raf:99; Enfal: 30: Yunus: 21; Ra’d: 42, Nemi: 50.), “Tanrı’nın hile yapar olduğu” anlatılır. Kur’an’ın “Tanrısı” birtakım kasabaları nasıl yok ettiğini uzun uzun anlattıktan sonra sorar: — “Onlar, Tann’nın hilesine karşı kendilerini güvenlikte mi görüyorlardı?” (A’raf: 99.)

Sonra şöyle der:

—”Tanrı’nın düzenine karşı, yalnızca zararlı çıkan bir toplum kendisini güvenlikte görür.”

Yine Kur’an’ın “Tanrısı” herkese şunları duyurur:

—”… De ki: ‘Tanrı, hile yapmakta, herkesten daha hızlıdır.’ ” (Yunus: 21.) Bunun tam karşılığı olan sözlere, “Tanrı”ya yakıştınlmadığı için Diyanet’in resmi çevirisinde, kendi anlamının dışında bir anlam verilmiştir. Bu, hep yapılır.

—”Onlar hile yaptılar; Tanrı da hile yaptı. Tanrı, hile yapanların en hayırlısıdır.” (Ali İmran: 54.)

—”… Onlar hile-tuzak kurarlar. Tanrı da hile-tuzak kurar. Tanrı hile-tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Enfal: 30.)

Muhammed de “inanır”larını, “inanmaz”larıyla savaşa yöneltirken şu öğüdü verir:

— “El hambu hud’atun = savaş hiledir.” (Bkz. Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’l-Cihad/ 157; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’l -Cihad/ 17-18, hadis no: 1739-1740.) Muhammed, bu öğüdü vermekle kalmamış, kendisi uygulamış ve uygulatmıştır da. Nicelerini, örneğin bir ozanı, Ka’b ibn Eşrefi, “hile” yaptırarak, tuzak kurdurarak öldürtmüştür. (Buhari’nin de içinde bulunduğu hadis kitaplarında yer alan olay için bkz. Tecrîd, Diyanet Yay., hadis no: 1578.)

İslam Şeriatı, tüm dünyayı bir savaş alanı görür. Bu savaş, “İslam inanırları”yla “inanmazlar” arasındadır. Şeriat, güçleninceye dek, “mümaşat” yolunu, yani “birlikte barış içinde bulunma”yı kullanır. Bu da bir çeşit “hile”dir. Ama güçlenince, iki yoldan birinin seçilmesini ister insanlardan:

— Ya ölüm,

— ya da İslâm.

İnanç ve düşünce özgürlüğünün soluğu kesilmiştir o zaman. İslam, hiçbir “din”i “din” olarak tanımaz. Kur’an’ın Tanrısı: “Tanrı’nın dininden başka bir din mi istiyorlar? (Yani hiç olur mu?)” diye sorar (Ali İmran: 83). Sonra: “kim İslam’dan başka bir din isterse, onunki kabul edilmeyecektir hiçbir zaman” der. Ve yine şöyle açıklamada bulunur: “Tanrı katında din, kuşkusuz, yalnızca İslam’dır.” Güçleninceye dek şöyle demiştir, “Senin dinin sana, benim dinim bana.” (Kâfirim: 6.) “dinde zorlama yoktur…” (Bakara: 256.) Güçlendikten sonraysa, inanmazlar gösterilerek Müslümanlara şu buyruk verilmiştir:

— “… Onları nerede bulursanız orada öldürün!” (Bkz. Bakara 91; Nisâ:89,91; Tevbe:5.)

İran’da mollalar, Şah’a karşı, sol kesimle “mümâşat” yapmıştır (barış içinde birlikte yürümüştür, Şah’a karşı birlikte savaşmıştır). Ama ne zaman ki güçlenmişlerdir; daha önce “ittifak” kurduklarına ne yaptıklarını herkes bilir. Mollalar, İslam Şeriatı’ndaki “hile” yöntemini kullanmışlardır.

Ülkemizdeki “molla”ların, din çevrelerinin, “çifte standart olmasın”, “demokrasi, inanç ve düşünce özgürlüğü” diyerek sol kesimin karşısına çıktıkları, birçoklarını istedikleri çizgiye getirmeyi başardıkları ve Türk Ceza Yasası’nın 141, 142. maddeleriyle birlikte 163. maddesinin tartışıldığı şu sıralarda bunların bilinmesinde, unutulmamasında yarar var. “Görüş”lerin soluğu kesilmesin diye…

Ekonomi ve Politikada Görüş Şubat 1990, sayı 39

Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 231-233

Reklamlar