Kasım 02

“Baba” Tanrı


Tevrat’ta “Tanrı oğulları”ndan söz edilir. Çıkış bölümünün 5. babının 22. ayetinde de Yahudi Tanrı’sı şöyle der:

“Ve gidip Firavun’a şöyle diyeceksin: Rab şöyle diyor: ‘İsrail (Yahudi toplumu) benim oğlumdur, ilkimdir…”

“İsrail’in Tanrı’nın oğlu olduğu”, yani Yahudilerin, Tanrı’nın çocukları oldukları Tevrat’ın başka kesimlerinde de anlatılır. Örneğin:

“(Yahudiler) ağlayarak gelecekler; yalvardıkça onlara yol göstereceğim. Onları, sulu vadiler yanında, doğru yolda yürüteceğim. Onlar orada sürçmeyecekler. Çünkü ben, İsrail’in babasıyım. Efraim de ilk oğlumdur.” (Yeremya, 31:9)

“İsrail çocuklarını çok sevdim. Ve oğlumu Mısır’dan çağırdım. Ama onlar bana çağrıldıkça, (benim adıma) çağıranlardan uzaklaştılar. Baal’lere kurban kestiler ve putlara buhur yaktılar. Efraim’e yürümeyi ben öğrettim. Onları kucağıma aldım. (…) Ve onları özenle besledim!” (Hoşea, 11:1-4)

İsa da (eğer gerçekten var olup yaşamışsa) bir “Yahudi”ydi. Onun için “Yahudilerin Tanrı’nın oğulları (çocukları)” oldukları, İncil’lerde de anlatılır. Örneğin;

“Onlar İsraillilerdir. Oğulluk, üstünlük (‘celal’, ‘izzet’), ‘ahid’ler, ‘Şeriat’ verilmişlik, ‘ibadet’ ve ‘va’d’ler onlarındır (onlara özgüdür). ‘Baba’lar da onlarındır. Ve gövde yönünden ‘Mesih’ (İsa) de onlarındır…” (Romalılara, 9:4-5)

“Ve herşeye güç yetiren Rab (Tanrı) şöyle diyor: ‘Ben sizi kabul edip size baba olacağım. Siz de bana oğullar ve kızlar olacaksınız!’ ” (II. Korintoslulara, 6:18)

Bu “baba” nereden geliyor?

Yahudi Tanrısı “erkek”tir. Hıristiyanlar ve Müslümanlarca inanılan Tanrı da öyle.

Kur’an’ın Tanrı’sı da “erkek” olduğu için, Kur’an’da erkeğe özgü sözcüklerle anlatılmıştır Tanrı. Örnek olarak “İhlas” Suresi’ni alalım: Tanrı için kullanılan tüm sözcükler “eril” (“müzekker”) (“masculin”): “Huve” (O), “Allah”, “Ahed” (bir, tek), “e’s-Samed” (başvurulan), “lem yelid” (doğurmadı), “lem yuled” (doğurulmadı, yani doğmadı), “leha” (O’na). Tanrı, “dişi” olsaydı, bu sözcüklerin “dişil”leri kullanılırdı ve sözcükler şöyle olurdu: “Hiye”, “İlahe” (ya da El Lat), “e’s-Semadetu” (ya da e’s-Samdetu), “lem telid”, “lem tuled”, “leha”.

İslam öncesi Araplar “dişi tanrılar”a da inanırlardı. Bu tanrılar için doğal olarak “dişil” sözcükler kullanırlardı. Adları da dişildi bunların, “El Lat” gibi. Bu, “Allah”ın dişilidir. “El Uzza” gibi. Bu da “El Aazz” (en Aziz)’in dişili. Ve “El Menat” gibi… Bu üç dişi Tanrı, asıl Tanrı’nın, yani erkek “Allah”ın “kızları” sayılırlardı. Kimi “hadis” ve “tefsir”e göre, Muhammed de bunları benimseyecekti neredeyse.

Arap dünyasının ünlü soybilim, tarih ve hadis uzmanı ve kendisi gibi ünlü Kitabu’l-Asnam (Putlar Kitabı) adlı kitabın yazarı Hişam İbn El Kelbi (ö. Hicri 204/Miladi 819 ya da Hicri 206/Miladi 821), şöyle yazar:

“Kureyş (kabilesi), Kabe’yi tavaf ederken (şiir biçiminde) şöyle derlerdi: ‘Lat’a, Uzza’ya ve üçüncüsü olan öbürüne, Menat’a ant olsun. Kuşkusuz bunlar yüce kuğulardır (ya da yüce turnalar). Ve kuşkusuz umulan da bunların ‘şefaatleri’dir.’

Kureyş’ten olanlar derlerdi ki, ‘Bunlar, Tanrı’nın kızlarıdırlar ve bunlar, O’na ulaşmak için “şefaatçi” (yardımcı) olurlar!’ ”

Bir ayet:
Zümer Suresi, ayet 3:

“Bilesiniz ki, ‘din’, bütünüyle Tanrı’ya özgüdür. O’nun dışındakileri (başka Tanrıları) dost edinenler, ‘bizi, Tanrı’ya yaklaştırsınlar diye onlara tapınıyoruz!’ derler.”

İşte burada ilginç bir öykü:
Taberi (ö.923) ve E’z-Zemahşeri (1074-1143) gibi çok ünlü “tefsir”cilerin de yer verdiklerine göre:

Muhammed, yukarıdaki şiirde övülen “El Lat”a, “El Uzza”ya ve “El Menat”a Mekkelilerin ne denli önem verdiklerini çok iyi biliyordu. Bunları sevindirmek istiyordu. Böylece belki kendisine çekebilirdi. “Şefaatleri umulan” üç dişi Tanrı’nın adının da Kur’an’da yer almasını, övülmelerini “dilemişti Tanrı’sından”. Bunun üzerine “Necm Suresi” “indi”. Bu surenin 18. ayetinden hemen sonra yukaridaki şiir aynen yer alıyordu. Zaten surenin üslubu da buna uygundu. Bunu işiten Mekkeliler, Muhammed’le birlikte “secde”ye kapanmışlardı. Olay yayıldı. Habeşistan’a göçmüş olan Müslümanlar da bunu duydular ve “Mekkeliler hep Müslüman oldu” diyerek Mekke’ye dönmeye başladılar. Ne var ki, sonradan “Cebrail” geldi. “Ne yapıyorsun sen?” Benim getirmediğimi ‘ayet’ diye okuyorsun!” diyerek “Peygamber”i uyardı. “Üzülmüştü” Muhammed! Neyse durum düzeltildi. Üç dişi tanrının “ad”ları değilse bile, övgüleri kaldırıldı. Ayrıca, bir başka surede olay üstüne bir “açıklama” da geldi “Tanrı”dan:

Hacc Suresi, ayet 52:

“(Muhammed!) Senden önce hiçbir ‘resul’ (kitaplı peygamber) ve ‘nebi’ (kitapsız peygamber) göndermedik ki, bir şey umup istediği zaman, ‘şeytan’ onun isteğine uygun şeyler katmamış olsun. Ama Tanrı, ‘şeytan’ın kattıklarını kaldırıp giderir. Sonra kendi ayetlerinin yerleştirir Tanrı. Ve Tanrı, bilendir, hikmetlidir.”

Yani üç Tanrıça’nın övgüsüne ilişkin sözler (şiir), “şeytan”ın şeytanlığıyla “peygamber”in diline getirilmişti. Ama “hikmetli” olan Tanrı, “şeytanınkini” kaldırıp “kendininkini” yerleştirdi!
Bu olaya “garanik olayı” (dişi kuğular ya da dişi turnalar olayı) adı verilir.
Olayı örtbas etmek için “İslam avukatları”ndan epeyce çaba harcayanlar olmuştur.
Söz konusu şiir, Kur’an’dan tümüyle çıkarılmamıştır. Anlamı değiştiren değişiklik ve ekleme yapılmıştır yalnızca. Yani şiirin sözlerinden büyük bir bölümü “ayet”ler arasında duruyor!
Değişiklikten sonraki “ayet”ler çok ilginç anlatım içerdiği için burada sunmadan geçmeyeceğim:

Necm Suresi, ayet 19-22:

“Lat’ı, Uzza’yı ve üçüncü olan öbürünü, Menat’ı gördünüz mü? Demek erkekler (erkek çocuklar) sizinken, dişiler (kız çocukları) Tanrı’nın öyle mi? Eğer böyleyse, ’haksız’ bir paylaştırmadır bu!”

Anlaşılan “erkek” Tanrı, bu “paylaştırma”dan hoşnut değil. Herkesin “erkek çocukları” olurken, O’na “uygun görülen”; neden “kız çocukları” olsun?! Kızlar, erkek çocuklar kadar değerli görülmediği halde, “Tanrı’nın kızları var!” demek ve “Lat”ı, “Uzza”yı ve “Menat”ı “Tanrı’nın kızlar” diye göstermek “haksızlıktır”!

İşi böyle yorumlayan “Ulu Tanrı”, erkek ve kız çocuklara, kendisi de ayrı değerler biçmiş olmuyor mu?

“Erkek” Tanrı’nın bu ayrımı yaptığı, başka surelerde, örneğin Tur Suresi’nin 39., Saffat Suresi’nin 149-153., Zümer Suresi’nin 4. ayetlerinde de göze çarpar. “Kızları var” gösterilmesine çok öfkelenmiş görünüyor bu ayetlerde. Saffat Suresi’nin 153. ayetinde şöyle soruyor: “Tanrı, (oğulları bırakıp da kızlar edinerek) kızları oğullara yeğ mi tuttu?” Zümer Suresi’nin 4. ayetindeyse “Eğer kendisine çocuk edinmiş olsaydı, (kızları değil) dilediği cinsten çocuklar (oğullar) seçerdi.” anlamını veren açıklamada bulunuyor.

Tanrı, Kur’an’da “kadın-erkek” ayrımı da yapar ve “erkek”leri “kadın”lara üstün tuttuğunu belli etmekten çekinmez. Bakara Suresi’nin 228. ayetinde “Kadınlara karşı erkeklerin üstün dereceleri vardır…” der. Nisa Suresi’nin 34. ayetinde erkeklere seslenerek, “…Karşı gelmelerinden (ya da uygunsuzluklarından) kaygılandığınız karılarınıza öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın. Ve dövün onları!” buyruğunu verir. Ayrıca Kur’an’ın “hükmü”ne göre, “miras”tan kadın, erkeğin ancak “yarısı” kadar pay alır. Tanıklıkta, “iki kadın”, “bir erkek” yerine geçer. Erkeğin kadına üstün tutulduğunu anlatan daha nice “hüküm”ler var ayetlerde. “Ahiret” yönünden erkeğe verilen üstünlük, daha çarpıcı: “Cennet”te erkeklere “huriler” ve “birer inci gibi erkek hizmetçiler (oğlanlar)” verileceği bildirilirken; kadınlara bir şey yok!

Bütün bunlar da, “Ulu Tanrı”nın “erkek” olduğunu göstermiyor mu?

Bu “erkek Tanrı”, birçok kez belirtildiği gibi, Yahudilerden gelmiştir Kur’an’a. Yahudilerse, kuşkusuz çevrelerinden almışlardır. “Erkek” oluşu da, “ata-erkek” erkinin ailede temel olduğu dönemin ürünü olmasından.

(Turan Dursun, Kutsal Kitapların Kaynakları I-II-III, s.61-64)

Hazırlayan: ArapŞükrü

Reklamlar