Kasım 01

Gök Sofrası


Bilindiği gibi Kur’an’ın 5. suresinin adı “Mâide”dir. Bu surenin 112-115. ayetlerinde “yemek” ve “sofra”dan söz edilir. Surenin adı da buradan geliyor.

Bu ayetlerin anlamı, Diyanet’in resmi çevirisinde şöyledir.

Hani havârîler «Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?» demişlerdi. O, «Îman etmiş kimseler iseniz Allah’tan korkun» cevabını vermişti. Onlar «Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz» demişlerdi. Meryem oğlu İsa şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın. Allah da şöyle buyurdu: Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim! (Maide 112-115)

Havariler İsa’ya inanmamışlar mıydı ki inanmak için bir kanıt, bir “mucize” istemişler? Ayete bakılırsa Havarilerin kendilerinin karşılığı şu:

– Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz.

Havarilerin İsa’ya inanmış kişiler oldukları görüşünde olan Kur’an yorumcuları çoğunlukta (Bkz. Muhammed Ali Sabuni, Safva-tu’t-Tefâsir, II 373.). Ne var ki ünlü Kur’an yorumcusu Zemahşerî, tam imanlı değil; kuşkulu oldukları görüşünde. (Bkz. Keşşaf, II 540.) Yorumcuların, Havarilerin “imansızca” isteklerini ve sözlerini, iman doğrultusunda yorumlamak için zorlandıkları görülür. (Bkz. F. Râzî, e’t Tef-sirul-Kebir, 121-129-130.)

Ne olursa olsun, ayetlerde açıkça belirtildiğine göre: “Havarilerin istekleri kabul edilmiş. İsa, Tanrı’sından “gökten sofra indirmesini” istemiş, Tanrı da “indirmiş” bu sofrayı. Ama “bundan sonra inanmayan olursa çok fena cezalandırıp işkence (azap) edeceğini” bildirmiş.

“Dünyalarda kimseye azap etmediğim biçimde azap ederim!” demiş.

Peki “gökten indirilen sofra”da ne varmış?

Ayetlerde bu sorunun karşılığı yok. Açıklama, hadislerde ve Kur’an yorumlarında var:

Elmalı Hamdi Yazır şunları yazar:

“… Bir de ne baksınlar: Kızarmış, pulsuz ve kılçıksız, yağ akan bir BALIK. Baş tarafında tuz, kuyruk tarafında sirke, çevresinde pırasadan başka türlü sebze. Ve beş yufka ki birinde zeytin, ikincisinde bal, üçüncüsünde tereyağı, dördüncüsünde peynir ve beşincisinde pastırma…” (Bkz. Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 1960, 31847.)

Yazır, bu sofranın “iki yağmur bulutu arasında indirilen KIRMIZI bir sofra” olduğu da aktarır. (Bkz. Aynı yer.)

Bu açıklama, ünlü Kur’an yorumlarında da böyle yer alır. (Bkz. F. Râzî, e’t-Tefsiru’l-Kebir, 121-133)

Buradaki ayetlerin kaynağı: İncil. Ünlü “Dört İncil”de, daha doğrusu, dört aktarmaya göre olan İncil’de de “beş ekmek ve balık”tan söz edilir. (Bkz. Matta’ya Göre İncil, 14:17; Markos’a Göre İncil, 6:38; Luka’ya Göre İncil, 9:13; Yuhanna’ya göre İncil, 9:9) Bu İncil’lerde, hep aynı dille, yani aynı sözlerle, İsa’nın bu “beş ekmekle balığı”, bir mucize olarak, “beş bin erkeğin” bulunduğu büyük bir kalabalığa bölüştürdüğü, tümünü doyurduğu ve sofradan “on iki küfe” de yiyecek arttığı anlatılır. Anlaşılan o ki Muhammed’e bilgi verenler, burada sözü edilen “sofra”nın, İsa için “gökten indirildiği” yolunda bilgi vermişlerdir. Kur’an yorumcuları da İncil’e başvurmuşlar, “beş ekmek ve balık” öyküsünü oradan alıp aktarmışlardır.

Hadiste, “gökten ekmek ve etten oluşan yiyecek sofrasının indirildiği, herkese, bu yiyeceklerden yiyip karınlarını doyurmaları buyurulduğu” anlatıldıktan sonra, oradakilerin “buyruğa uymayıp, artan yiyeceklerden saklama yoluna gittikleri” de anlatılır. Ve buyruğa uymamanın cezası olarak da “tümünün MAYMUNLARA VE DOMUZLARA DÖNÜŞTÜRÜLDÜKLERİ” açıklanır (Bkz. Tirmizi, Sünen, Kitabu Tefsiri’l Kur’an 6, hadis no: 3061.). İnsanların “ceza” olarak “maymunlara, domuzlara dönüştürüldükleri” Kur’an’da da anlatılır, ama başka konularda. (Bakara 65; Maide 60; A’raf 166)

Kur’an’da, Musa’ya da “gökten MEN ve SELVA indirildiği” bildirilir. Yorumcular “men” için “kudret helvası”, “selva” için de “bıldırcın” derler.

İlgili ayetlerin, Diyanet çevirisindeki anlamı şöyle:

“(Ey İsrailoğulları!) Bulutla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın indirdik…” (Bakara 57), “… Bulutla üzerlerine gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik…” (A’raf 160), “Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık, Tûr’un sağ yanını size vadettik ve kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.” (Taha 80)

Bu ayetlerin kaynağı da Tevrat. (Bkz. Tevrat, Çıkış, 16:13-31; Sayılar, 11:31-32.)

“Kutsal kitap”larda, özellikle “Tevrat”ta ve” “Kur’an”da, “rızık” yani yiyecek ve geçim için insanların “gözlerini göğe çeviren” ayetler çoktur. Kur’an’ın Tanrısı açıkça: “Bana namaz kıl, kulluk et, gerisine karışma, senin rızkını ben veririm!” diyor. Bir ayetin Diyanet çevirisindeki anlamı şöyle:

“Ehline namaz kılmalarını emret. Kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz. Sana rızık veren biziz. Sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.” (Taha 132)

(2000’e Doğru 3 Eylül 1989, Yıl 3, Sayı 36)

(Turan Dursun, Tabu Can Çekişiyor, Din Bu, Sayfa 146-148)

 

Reklamlar