Ekim 15

Dindar olmayanların da bir bayramı olsa


Gallup International’ın 59 ülkede yaptığı anket sonucunda, dünyadaki insanların yaklaşık yüzde 60’ının kendini dindar saydığı, yüzde 25’in Tanrı’ya inandığı halde kendini herhangi bir dinin mensubu olarak görmediği ve her sekiz kişiden birinin de ateist olduğu açıklandı. (En fazla ateist Doğu Asya’daymış. Çinliler’in neredeyse yarısı, Japonlar’ın ise yaklaşık üçte biri ateistmiş. En dindar ülkeler Gana, Nijerya, Ermenistan, Irak ve Brezilya imiş. Ve dünyada son 7 yılda kendilerini dindar olarak tanıtan insanların sayısı yüzde 9 azalmış.) Ne zaman biri asla kuşku götürmez bir şey söyleyecekmiş edasıyla söze başlayarak şöyle dese:

– Türkiye’nin yüzde 98’i Müslümandır!..

İçimden ona sormak gelir:

– Nereden biliyorsun?

Kim, nasıl yapmış bu araştırmayı? Tek tek insanlara mı sormuşlar? Tozlu küflü kayıtlara mı bakmışlar? Yoksa Türkiye’nin nüfusunu bile Türk devletinden daha iyi bilen CIA mi söylemiş?

Nüfusun çoğunun Müslüman olduğunu ben de biliyorum. Ama kim, ne kadar Müslüman sorularının cevapları da, “İslamiyet dışı” toplumsal kitlenin durumu da beni hep meraklandırır.

“Toplumun ezici çoğunluğu Müslüman” anlatımındaki “ezicilik” vurgusuna o kadar tutkunsanız eğer, neden “yüzde 99” veya “yüzde 99,9” demiyorsunuz? Kalan daracık koridora da “öteki herkes” sıkışabilir nasıl olsa.

Peki, bırakalım şu yüzde oranlarını, “öteki herkes”in içine kimler giriyor? Hıristiyanlık ve Musevilik yandaşları, (varsa eğer) Budizm, Şamanizm ve başka din ve dinsel akımların temsilcileri…

Ve dinsizler, daha doğrusu herhangi bir dine bağlı olmayanlar… (“İnançsız” demek de doğrusu bana biraz garip geliyor. Dinlere mensup olmayan insanlar da pekâlâ kendilerince inançlı olabilir.)

Dindar olmayanlar sık sık toptan “ateist” sayılıveriyor. Oysa teizm, deizm, panteizm ve agnostisizm yandaşları da var.

*      *      *

Geçen gün gazeteler, dünyada bu son grubun, yani herhangi bir dine bağlı olmayanların sayısının artmakta olduğunu haber verdi.

Gallup International’ın 59 ülkede yaptığı anket sonucunda, dünyadaki insanların yaklaşık yüzde 60’ının kendini dindar saydığı, yüzde 25’in Tanrı’ya inandığı halde kendini herhangi bir dinin mensubu olarak görmediği ve her sekiz kişiden birinin de ateist olduğu açıklandı. (En fazla ateist Doğu Asya’daymış. Çinliler’in neredeyse yarısı, Japonlar’ın ise yaklaşık üçte biri ateistmiş. En dindar ülkeler Gana, Nijerya, Ermenistan, Irak ve Brezilya imiş. Ve dünyada son 7 yılda kendilerini dindar olarak tanıtan insanların sayısı yüzde 9 azalmış.)

Acaba Türkiye’de durum nasıl? Dine inananların görsel işaretlerinin (giyinme ve konuşma tarzı, camiye gitme sıklığı vs.) arttığı izlenimini paylaşanlar az değil. Ama bu, gerçek durumu göstermeye yeter mi? Hele hele ahlak anlayışını din dışı bir temel üzerinde bina edenlerin sayısını ve özelliklerini anlamayı sağlayabilir mi?

*      *      *

Kimliklerde “din hanesi” yaratıp neredeyse kimseye sormadan “İslam” diye yazmak, ne işe yarıyor acaba? “Yüzde 98”i yaratma ve yaşatma operasyonu mu bu? Neden böyle bir uygulama vardır bizde?

Din, “insanın özeli” değil mi? O, içsel dünyaya ilişkin bir kavram değil mi? Neden resmî belgelere yazılır?

Bari siyasal görüşler veya tutulan spor takımları da yazılsa, kimliklerin “daha tam olduğu” hissiyle daha da mutlu yaşamaz mıyız?

Siz istediğiniz kadar bu konuda bir yumuşama olduğundan bahsedin, ya da Anayasa’nın 24. maddesinde yazılan “vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyeti”nden, “kimsenin, ibadete (…) dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağından, dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağından ve suçlanamayacağından” söz edin, hatta nüfus cüzdanında din hanesi bulunması üzerine yapılan bir başvuru sonucu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2 Şubat 2010’da aldığı kararla, bunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüyle ilgili 9. maddesine aykırı olduğunu saptadığını söyleyin…

Fiili durumu hepimiz bilmiyor muyuz?

*      *      *

 

Elbette bu mesele sadece yüzde oranlarından, anket sonuçlarından ve kimliklerde yazılan hanelerden ibaret değil.

Amacım, bunları yazarak bayram keyfinize limon sıkmak da değil.

Ama doğrusu hoşgörü ve anlayıştan keyifle bahsedilen bu güzel bayram gününden yararlanmayı istemiyor da değilim.

Demokrasin lafının bu kadar sık edildiği bir ülkede, din ve inanç (ve inançsızlık, daha doğrusu herhangi bir dine bağlı olmama) özgürlüğünün anlamını da bir düşünsek ve hem başka dinlere, mezheplere inanan, hem de kendini hiçbir dinden görmeyenlere saygı göstermeye çalışsak diyorum…

Hani “tek devlet, tek dil, tek din” falan diyerek yüzde 2’lere kadar düşürdüğümüz kitlenin de üzerinde iyice tepinmesek…

Sadece iktidar olarak değil, toplum olarak da…

Elbette bayramınızı kutluyorum. Bugün Müslümanlar’ın, başka zamanlar başka dine mensup yurttaşların bayramını, sevgiyle, saygıyla, içtenlikle…

Ama ateizm, teizm, deizm, panteizm, agnostisizm, ya da her neyse bir şekilde mevcut dinlerin “ezici oranları içinde” yer almayı tercih etmeden kendine farklı bir inanç ve ahlak dünyası kurmuş olanları da yok saymasak…

Ve hatta dindar olmayanlara da kendilerini “çocuklar kadar şen” hissedecekleri bir özgür bayram günü hediye edebilsek…

Fena mı olurdu?..

T24.com.tr

Reklamlar