Eylül 24

Balyoz neden ‘Demokrasinin Zaferi’ değil?


Balyoz davasını, “darbecilere tarihi yüzleşme” olarak görmek hata. Bu dava herhangi bir Batı ülkesinde çoktan düşerdi. Çünkü sonradan üretildiği kanıtlanan sahte evraklar, mahkemenin tutumu, sadece imzasız Word belgelerinde ismi geçtiği için bazı sanıkların aldığı ağır cezalar, Balyoz’u hukuken tartışılır hale getirmiş durumda. 

Bu ordunun günahı var mı? Çoook. Fırsat olsa 2003’de darbe yapar mıydı? Belki. Bunu tam bilemeyiz; ancak, Özden Örnek günlüklerinden (Ergenekon davası kapsamında), dönemin kuvvet komutanlarının ‘muhtıra’ konusunda beyin fırtınası yaptığı fakat Hilmi Özkök’den yüz bulamayıpWashington’dan randevu dahi alamayınca, vazgeçtikleri sonucu çıkıyor…

Peki, o zaman Balyoz davasının sonucunu Sabah gazetesinin geçen gün manşetten haykırdığı gibi “Demokrasi Zaferi” olarak kutlayıp, verilen cezaları “darbecilerle tarihi yüzleşme” olarak alkışlamamız lazım değil mi?

Hayır. Balyoz davası “demokrasinin zaferi” falan değil, birçok nedenden dolayı Türkiye’de hukukun intiharıdır. Gelin nedenlerine bakalım…

1 KONU ASKERİN GEÇMİŞ GÜNAHLARI DEĞİL:

Hukuk, spesifik olaylarla ilgilidir. Bu dava, Çetin Doğan’ın 28 Şubat’taki rolü, 2003’de kuvvet komutanlarının darbe teşebbüsü ya da genel anlamda askerin demokrasi tarihindeki müdahaleci tutumuyla ilgili değil, Mart 2003’de 1. Ordu’da yapılan plan seminerinin bir darbe provası olup olmadığıdır.

Maalesef yorumcuların kafası, bu noktada karışık. Balyoz davasına itiraz etmenin, bir biçimde askeri vesayeti onaylamak, hatta gizliden gizliye darbecilere sempati duymak olduğunu iddia edenler var. Oysa gerçek şu ki, sahte belgeleri bir kenara bırakırsanız, o seminerde gerçekten darbe provası yapıldığı tezi, tartışmalıdır.

2SAHTE BELGELERİ TEFERRUAT SAYAMAYIZ:

Bu davanın hukuken en tatsız boyutu, savcılık makamının delil olarak sunduğu kritik belgelerin bir kısmının ‘sonradan üretilmiş’ olduğunun ortaya çıkmış olmasına rağmen, mahkeme heyetinin bu hayati gerçeği gözardı etmiş olmasıdır. Bir bavul içinde Taraf gazetesi yazarı Mehmet Baransu tarafından savcılığa iletilen ve daha sonra da Gölcük’te bulunduğu iddia edilen belgelerle birleştirilen evrakların bir bölümü gerçek, bir bölümü ise anakronizm’ler içeren (zamanlama hataları, olmayan şirketler, henüz kurulmamış sivil toplum kuruluşları, verilmemiş araba plakaları vs.), 2007 sonrası üretildiği hem teknik hem de mantıksal açıdan kanıtlanmış dokümanlardır. Bunların çoğu (Balyoz davasına ismini veren ‘Balyoz Hareket Planı’ ve 200’e yakın sanığın ceza almasına neden olan ‘görevlendirme’ belgeleri dahil) imzasız Word dosyalarıdır. Delillerin bu ölçüde tartışmalı oluşu, herhangi bir Batı demokrasisinde bu davanın kısa zamanda çökmesine, iddianamenin çöpe atılmasına neden olurdu. Ancak bizde mahkeme delillerle ilgili şaibeleri yok saydı.

3SEMİNERDEKİ AŞIRILIKLARA 20 YIL CEZA ÇOK DEĞİL Mİ?

Modern ordular savaşmıyorsa sürekli ‘savaş oyunları’ yapar. Mart 2003’de Çetin Doğan’ınGenelkurmay’dan gelen ‘İç tehdit konuşmayın’ uyarısına rağmen ısrarla düzenlediği Olasılığı En Yüksek Tehdit Senaryosu semineri de, “Türkiye Irak’ta savaşa girerse, o sırada Kürt ayaklanması çıkarsa, üstüne bir de İstanbul ve Sakarya’da ‘irticai’ isyanlar başlarsa, Ege’de deYunanistan’la gerilim artarsa…” gibisinden bir senaryo üzerinden gidiyor. Bugünün koşullarında ‘aşırı’ gözükse de, aslında orduda sadece bu değil, benzer senaryolar üzerinden onlarca tatbikatsemineri yapıldığına şüpheniz olmasın. Askerler, bu tarz fantezi senaryoları etrafında bir araya gelip ‘mavi güçler-kırmızı güçler ne yapar’ diye günler geceler konuşurlar.

Seminer masum değil

Ama bu, yapılan plan seminerinin çok masum olduğu anlamına gelmiyor. Burada sorun, 1. Ordu’da yapılan seminerde ileri-geri konuşmaların geçmesi (bizzat ses kayıtları mevcut), Çetin Doğan’ın kullandığı üslup, bazı slaytlarda gerçek siyasilerin isminin kullanılmasıdır.

Konuya en vakıf gazeteci Sedat Ergin’ine kulak verelim: “Balyoz’da sorunlu pek çok başlık var. 5-7 Mart 2003 tarihlerinde İstanbul’daki 1. Ordu Komutanlığı karargâhında düzenlenen plan semineri toplantısının öncesinde çok ciddi emir komuta sorunları yaşanmış olması, bu seminerde görüşülmemesi emredilen bir iç tehdit senaryosunun görüşülmesi, bazı askerlerin toplantıda açıkça iç politika konularında kanaat belirtmeleri bunlar arasında sayılabilir. Bu seminerin bir diğer problemli yönü, seminerdeki tatbikat senaryosunun bazı kamu görevlilerinin gerçek isimleriyle oynanmış olmasıdır. Ancak bütün bu ölçüsüzlüklere, kural dışı durumlara karşılık, plan semineri bir darbe provası mıydı?”

Ergin’in sorusu, çok yerinde. Kuşkusuz bunlar askeri disiplin suçudur ve sivil otoriteye sayşgısızlıktır. Ancak, askeri disiplinsizliğin ve sivil otoriteye saygısızlığın cezası 18-20 yıl olamaz. Orduda bu tarz başka plan-seminerleri olduğunu da dikkate alırsanız, bu spesifik olayın darbe teşebbüsü olduğu tereddütlüdür.

4TUHAF SANIK LİSTESİ:

Balyoz davasında seminere katılan astsubayların tümü beraat etti. Buna karşın, ilginçtir, yargılanan 365 sanıktan sadece 50’si seminere katılmış. Kalanlar, şu ya da bu biçimde imzasız, parafsız, bir bavulda elektronik olarak gelen ‘görevlendirme’ belgelerinde ismi geçtiği için ceza almıştır. Mahkeme, bu belgelerin gerçek olup olmadığı, bu tarz bir görevin tebliğ edilip edilmediği, bu insanların kabul edip etmediği gibi konularla ilgilenmemiştir bile. Hakkında başka kanıt yokken, imzasız bir belgede ismi geçti diye bir subaya 18 yıl ceza verilmesi, kabul edilemez.

Ordu’da yeni dizayn mı?

Bu yüzdendir ki, Balyoz sanıkları ve yakınları arasında, bu listelerin “birileri” tarafından afaki bir biçimde (ya da bir plan çerçevesinde) düzenlendiği ve orduda bir yeni bir yapılanma amacı güttüğü görüşü hakimdir. Bu tez cazip olsa da, sahte olduğu iddia edilen belgelerin kimler tarafından düzenlendiği bilinmeden, bu konuda bir fikir yürütmek çok yanlış olur.

Ama suçlamaların zamanında Batı Çalışma Grubu’nun da bel kemiğini oluşturan Deniz Kuvvetleri’nde yoğunlaşması, asker ailelerinde davanın özünde geçmişe yönelik bir siyasi hesaplaşma olduğu teorisini güçlendirmiştir.

Hukuken tartışmalı

Yukarıda saydığım temel hatalar dışında, usulen Balyoz davasının mahkeme aşamasında sayısız tartışmalı durum yaşanmıştır. Mahkemeye 48 saat kala hakimlerin değiştirilmesi, sanık lehine delillerin savcılar tarafından uzun süre Adli Emanet’te gizlenmesi, mahkeme heyeti ve avukatlar arasında süregelen restleşmeler bunlardan sadece bir kaçıdır.

Bütün bunları alt alta koyunca, bu dava bana “demokrasinin zaferi” değil “hukukun zedelenmesi” gibi geliyor. Eğer bir analoji gerekiyorsa, aklınıza Irak’ta Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El-Haşimi’nin bir gecede ‘terörist’ olarak idamla yargılandığı dava gelsin. Yeni bir dönemin başlangıcından ziyade, eski elitlerle hesaplaşma zamanı….

Aslı Aydıntaşbaş

Milliyet

Reklamlar