Eylül 22

Etiketler

Bir filmle ateşlenen âlem


İslam ’ın denge dini olduğu söylenir. Musevilikteki aşırı kuralcı ritüeller, semboller, şeriatın derinlikleri, Hz. Musa’nın bıraktığı ve gelenekselleşşen âdetler ve göze göz dişe dış kuralları yerine, İsevilikteki merhamet, bağışlama, esnek kurallar, özürlerin kabulü ve sevgi merkezli dinin ortasında İslam ’ın bu kutsal iki dinin arasında bir denge içinde yer aldığı söylenir. Lakin bugünkü İslam , kapsama alanı olarak İsevilikten uzak Museviliğe yakınlaşmıştır. Kurallar ve semboller üzerinde durulur, kişisel meseleler dağ gibi büyütülür ve sonunda din, söylemden öteye geçmeyen, yaşanamayan teorik bir söylem olarak kalır. Sevgi gelecekse kurallarla gelmeli deniliyor. Musevilikteki görsel ritüellerden öte İslam , bugün yeryüzünde birçok sebepten dolayı kelimenin tam anlamıyla ‘vahşet’le bir anılır olmaya başlamıştır.

Bu din, bir yıkım ve yağma dini mi, yoksa sabırlı ve bağışlayan bir din mi? Bu dine mensup olanlar, hükümlerini hangi mahkeme kararıyla alıp insan öldürmeye yelteniyor? Gerçekten bu olaylara sebebiyet verenler, ki bunlar müslümanlar, hangi duygu ve kültür ortamı içinde yetişmiş ve bu yaptıklarının fetvalarını nasıl buluyorlar? Neden içimizdeki adaletsizlikler ve haksızlıklar, bizi bir resim kadar rahatsız etmiyor? Bu soruların cevaplarını sosyolojik araştırmalar sonucunda görebiliriz ama kabul etmeliyiz ki bugün yeryüzünün en kanlı coğrafyası Müslüman coğrafyasıdır. Bu coğrafya, iklimsel ve afetsel hasarlardan ziyade politik ve sosyal sorunlardan dolayı geri kalmış ve karışıklık içine girmiştir. Dış güçler hikâyesi ise içerideki zengin elitleri ve yandaşlarını koruyup kollamak için uydurulmuş gaipten hikâyelere benziyor. Mağrip’ten Pakistan ’a, Suriye ’den Mali’ye kadar yolsuzluklar, adaletsizlikler almış başını gidiyor. İnsan hak ve hürriyetleri her gün üstüne basıla basıla çiğneniyor. Farklı düşünceler suç sayılıyor, düşünenler aykırı düşündükleri için cezalandırılıyor, taklit edenler ve sistemi eleştirmeyenler ödüllendiriliyor. Ve farklı düşünceye tahammülü olamayan Müslüman toplumlar ilerlemiyor, araştırmalar yarıda kalıyor, eleştiri olmayınca yanlışlarla birlikte toplum gerisin geriye gidiyor.

Öfkeli Müslümanlar filmlere kızıp her yeri ateşe vermek, yağmalamak ve insanları öldürmekle müslümanlıklarını ilan ediyor. Aynı müslümanlar yolsuzlukluklarını, yalanlarını ve her türlü geri kalmışlığını ise umursamadan seyredip geçiyor. Ve bu nicedir böyle sürüp gidiyor… (*Sorbonne Üniversitesi, Doktora öğrencisi)

Nevzat Çelik

Radikal

Reklamlar