Eylül 03

Ezan ve çevre kanunu


104 desibel ses seviyesi, Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Birliği değerlerine göre “tehlikeli” olarak tanımlanıyor.

Başbakan’ın İmam-Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği’nin kutlama töreninde geçen hafta yaptığı konuşmaya değinmiştik. Başbakan, aynı konuşmada, “Allah’ın izniyle, Hazret-i Peygamber’in ve şehitlerimizin şefaatiyle, aziz milletimizin ve sizlerin gayretleriyle inşallah bu topraklar üzerinde Kur’an-ı Kerim ebediyen okunacak, peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisi hiç sönmeyecek, Ezan-ı Muhammedi hiç susmayacaktır” demişti. Son temennisinin nasıl gerçekleşeceği konusunda Erzurum’da geçtiğimiz günlerde dikkat çekici bir gelişme yaşandı.

Atatürk Üniversitesi’nde psikiyatri profesörü olan Nazan Aydın , Şubat ayında Erzurum Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunmuş. Oturduğu eve yakın Hacı Selim Efendi Camii’nden ezan okunurken yapılan ölçümlerde ezan sesinin 104 desibele çıktığını, Çevre Kanunu’nda 65 desibeli aşan ses düzeyinin insan sağlığı için “zararlı” kabul edildiğini müracaatında belirtmiş ( Radikal , 7.5.2012). Bu ses seviyesi, Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Birliği değerlerine göre “tehlikeli” olarak tanımlanıyor.

Konuyu hemen çarpıtmak isteyenler olacağı için, bir kere daha hatırlatalım. Sorun ezan okunmasıyla ilgili değil, “Bu topraklar üzerinde hiç susmayacak olan Ezan-ı Muhammedi’nin” hangi ses seviyesinde okunacağıyla ilgili. 8 Kasım 2009 tarihli Radikal İki’de de bu konuyu ele almıştık. Üstelik 2005’te, gene Erzurum’da, Yunus Emre ve Muhyiddin-i Arabi camilerinde okunan ezanın sesinin çok yüksek olmasından rahatsız olan semt sakinlerinin müftülüğe şikayette bulunduklarını ve müftülüğün yaptığı denetim sonrasında camilerin hoparlörlerinin ses ayarının düşürüldüğünü belirtmiştik. Ayrıca, şikayetçileri kafirlikle suçlayanlara karşı, dönemin Erzurum Müftü Yardımcısı’nın, “Her insanın bir hakkı vardır, böyle bir şikayeti yapan kişinin kafirlikle suçlanması yanlış olur” dediğini de ilave etmiştik.

Yükseltile!

Psikiyatri profesörü, mahallesinde esas olarak cami derneği üyelerinin bir kısmının baskı yapıp, hoparlörün sesini yükselttirdiklerini belirtiyor. Bu ses seviyesinin özellikle ruh sağlığına zararlı olduğunun, sorunun ezan değil, rahatsız edici yüksek ses olduğunun altını çiziyor. “Yüksek tansiyon, şeker hastalığı, bir takım ruhsal bunalımlar sürekli strese maruz kalan kişilerde olur” deyip, yüksek sesin stres kaynağı olduğunu ve “beynimizin, ‘bu ezan sesidir, rahatsız olmayayım, bu disko sesidir rahatsız olayım’ gibi tercih yapmadığını” hatırlatıyor.

Erzurum Savcılığının bu suç duyurusuna yanıtı zamanın ruhunun değiştiğinin küçük bir kanıtı gibi. Yasada öngörülen, “kişilerin huzur ve sükununu, beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlar üzerinde gürültü ve titreşim oluşturulmasının yasak olduğunu” savcı kabul ediyor. Ortaya çıkan sesin 104 desibel olduğu konusunda da ihtilaf yok. Ama Cumhuriyet savcısı, yasanın “ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yerleri, hizmet binaları ve konutlardan kaynaklanan gürültü ve titreşimi” kapsadığını, buna karşılık “şikayet konusu eylemin yasanın yasakladığı eylemlerden olmadığı” için kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş. Yasanın “başkalarının ruh sağlığını bozacak şekilde gürültü yapmayı müeyyide altına aldığını”, ama “ İslam dininin önemli sembollerinden olan ezanın gürültü olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığına” hükmetmiş. Bu kararın anlamı, ezan sesinin desibeli ne kadar yüksek olursa olsun yasaya göre bir suç veya kabahat olarak değerlendirilemez olduğu. Şikayetçi de suç duyurusunda ezanı gürültü olarak tanımlamıyor. Belli bir ses hacminin üzerindeki sesin, kaynağı ve içeriği ne olursa olsun, hem fizyolojik hem de psikolojik olarak rahatsızlık yaratacağını bir uzman olarak belirtiyor.

Hizmet binası da…

Savcılığın kararı hukuken sorunlu. Camide namaz kılınması gibi, ezan da, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından verilen bir din hizmeti olduğuna göre, söz konusu eylemin yasada öngörülmediği iddiası doğru değil. Cami, dinsel olarak taşıdığı kutsal anlamın yanında, idari olarak din hizmeti verilen bir hizmet binası değil mi? Yasa açıkça “hizmet binaları”ndan kaynaklanan yüksek ses ve titreşimi kapsıyor.

Erzurum’da belli ki 2005’ten beri bazı şeyler değişmiş. Bu şikayet nedeniyle görüşünü Cihan Haber Ajansı’na açıklayan Erzurum Müftülüğü Şube müdürlerinden İsmail Yılmaz, “Bugüne kadar ezan sesinden rahatsız olduğu için kimsenin kendilerine şikayette bulunmadığını” söylüyor. 2005’te kendi müftülük bölgesinde yapılan ve müftülüğün o zaman dikkate aldığı şikayetleri unuttuğu veya bilmediği gibi, “1400 yıldır ezan okunuyor, bu tür bir vakayı ilk kez duydum” diyerek, ilginç bir tanıklık da yapıyor.

Bundan sonrası, bir Zaytung haberi niteliğinde. İTÜ Devlet Konservatuarı bir öğretim üyesi, konuyla ilgili görüşünü belirtirken, “Ezan insanın ruh sağlığı üzerinde çok olumlu sonuçlar bırakır. Geleneklerimizde yeni doğan çocuğun kulağına ezan okunması da bunun bir göstergesidir” diyor. Bunun hoparlörle veya yüksek desibelde yapılmasının ne sonuçlar vereceğine değinmiyor elbette. Türk Büro-Sen Erzurum Şube Başkanı ise, uzaya ilk ayak basan astronotların bile uzayda ayak sesi duyduklarını belirtip, “Ezan okunduğunda insanın ruhu huzur bulur, beyni daha iyi çalışır, manevi haz içerisinde refaha kavuşur” diyerek, bu sesten rahatsız olduğunu belirtenlerin psikiyatrik tedavi görmeleri gerektiğini iddia ediyor. Erzurum Savcısının da kovuşturmaya gerek olmadığı kararını alırken, bu tür nesnel olgulardan esinlenip esinlenmediğini bilmiyoruz.

Başka bir kaynak ise, “Zavallı ruh doktoru olmuş ama kendi ruhunun gıdasını unutmuş, Allah memleketimi ezansız ve bayraksız bırakmasın” deyip, “bu ne cesaret ve ne cüret Erzurum’da bu sözü serseri bir genç dahi duysa bu psikiyatri uzmanını doğduğuna pişman eder” öngörüsünde bulunup, daha fazlasını da söylüyor. Bunun çevresinde yaygın bir kanaat olduğunu görmüş olmalı ki, suç duyurusunda “bir hekim olarak toplumun ruh ve beden sağlığının da etkilendiğini üzülerek görmekten duyduğum rahatsızlığı belirtmek istiyorum” diyen psikiyatr, haberin basında yer almasının ardından verdiği demeçte, “Güzel okunduğunda insanın tüylerini ürpertip, gözlerini nemlendiren; insan ruhuna manevi ufuklar açan ezanları dinlemekten büyük bir ilahi zevk ve neşe duyan bir yapıya sahibim. (…) Gürültü ve cızırtı nedeniyle bir kelimesi bile anlaşılmayan ezan konusundaki girişimlerimizin ‘ezana karşı’ bir tavır olarak anlaşılması haksız ve insafsız bir saptırmadır” tarzında bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyor.

Ezanın Çevre Kanununa tabi bir eylem olmadığına savcının hükmetmesi de bir adalet dili sürçmesi mi?

Reklamlar