Haziran 29

Atayistler hadi bunu da açıklayın!


Atayistler vicdanlı olduklarını söyler ama doğru deyildir. Sonuçta O’ndan gelen vicdanı atayistler kendilerine mal eder, sonra ben vicdanlıyım der. Bunun delili ise Zamanın Bedii’dir. Ne dediğimi anlayan varsa beri gelsin.

Mustafa Ulusoy’un bugünkü Zaman’da yayımlanan “Vicdanlı ateistler iyi insan olmayı kime borçlu?” yazısını okuyunca odaya derin bir sessizlik çöktü. Sessizliği yılların ateisti İbrahim abi bozdu, başını ellerinin arasına alarak sağa sola sallandı ve ah-ü vah etmeye başladı. “Allah kaldıramayacağı taşı yaratabilir mi” sorusuyla karşılaşınca ateizm illetine düçar olan liseli Ahmet, İbrahim abinin sırtına yaslanarak hüngür hüngür ağlamaya başladı. Ben yaşadığım sarsıntı nedeniyle kendimden geçmişim.

“Görünen o ki, ateistler, iyi, erdemli, ahlaklı davranışlar sergilerken bunu, ne Mutlak Varlık’ın ahirette vereceği cezanın (cehennem) korkusuyla ne de vaat ettiği ödülün (cennet) karşılığında yaptıkları argümanı kendilerine dayanak alıyorlar. Güya hiçbir dünyevi karşılık beklentisi de yok bu davranışın temelinde. Sırf vicdanlarının sesini dinleyerek yaptıkları için de, davranışlarının daha içten olduğu iddiasındalar.”

Meğer böyle değilmiş. Ulu Manitu’ya iyilik yaptığını zanneden ateistlerin hain planı, Mustafa Ulusoy tarafından deşifre edilimiş. Bu “yaldızlı iddia”nın altı kazındığında, ortaya çok dehşetli, atayistleri yerin dibine sokacak bir hırsızlık hikayesi ortaya çıkıyormuş:

“Bu noktadan bakıldığında inkâr ehlinin vicdanla ilgili bir açmazına daha ulaşırız. ‘Vicdanımı dinleyerek aç bir köpeğe yiyecek verdim, ben çok iyi bir insanım,’ diyen bir inkar ehli, bu iyilik dolu eylemi Mutlak Varlık’tan tabiri caizse ‘çalarak’ kendine mal eder. İster mümin olsun, ister inkâr ehli olsun, kişinin, aç bir köpek gördüğünde vicdanında uyanan merhamet hissi, Mutlak Varlık tarafından yaratılan bir histir.”

Veyl olsun o ataistlere! Meğer İbrahim abi, liseli Ahmet ve ben gönül gözleri kapalı birer hırsızmışız.

“Bu oldukça yaldızlı iddianın altı kazındığında karşımıza çıkan şey bambaşka. Bir ateistin vicdani bir mülahazayla yalan söylemekten kaçındığını düşünelim. Bu güzel, hayırlı eylemin ceza ve ödülün dışında olduğunu kim iddia edebilir? Yalan söyleyince vicdanlı bir inkâr ehli vicdan azabı çekmez mi? Yalan söyleyerek arkadaşını kandıran vicdanlı bir ateistin vicdanı sızlamaz mı? Bu vicdandan geldiği apaçık belli olan ceza değil midir, yalanın ona kötü olduğunu düşündürerek ondan uzaklaştıran? Ve pişmanlık denen şey değil mi, ona bunu bir daha yapmamasını defalarca söyleyen? Bir insanı haksız yere öldüren vicdanlı bir ateist için, def edilemeyen bir suçluluk hissi kadar ağır bir ceza var mıdır? Bu cezanın cehennemden nasıl bir farkı vardır? İster ateist olalım ister mümin, biz insanları kötülüklerden alıkoyan unsurlardan biri bu vicdan azabı değil midir?”

Değil midir?! Haydi atayistler bunu da açıklayın!

Öyledir! Kanıtı da Bediüzzaman’dır:

“Zamanın Bedii, dördüncü delilde bir sürpriz yapar. Vicdanı inkar ehlinin tasallutundan kurtararak onun bizzat O’nun vahid ve ehad oluşunun delili olduğunu vurgularken çok enfes bir vicdan tarifi de yapar. Ona göre vicdan, görünen ve görünmeyen alemin kesişim yeri ve berzahı, iki alemden birbirine gelip gidenlerin buluşma yeridir. Vicdan, şuurlu varlıkların fıtratıdır aynı zamanda. ‘Fıtrat ve vicdan akla bir penceredir; tevhidin şuasını neşrederler.'”

Bundan âlâ kanıt mı olur, ateizler! Bediüzzaman söylediğine göre, vicdanımız Ulu Manitu’dan değil, O’ndan kaynaklanır. Vicdanımız O’ndan kaynaklandığına göre, ateislerin “vicdanlı” olmaları yalnızca O’nun sayesindedir. Demek ki atayistler “vicdanlıyım” pozlarına girdiğinde, aslında O’nu kabul ediyorlar. Ama On Emir’in sekizincisine karşı gelerek: Çalmayacaksın!

“İster mümin olalım, ister ateist; iyi, güzel, hayırlı eylemlerimizi, vicdanlarımızı yaratıp bize veren O’na borçluyuz.”

Maymunların neden insan olduğunu bilemeyen ataistler! Haydi bunu da açıklayın!


Mustafa Ulusoy’un yazısını okuduktan sonra göz yaşlarına hakim olamayan bir ateist

(soL – PostaL)

Reklamlar