Haziran 25

Etiketler

Çoğunluk ‘kendi orucu’nu tutuyor


Kentli Alevilerin yüzde 88’i ramazanı oruç ayı olarak kabul etmiyor. Yüzde 12’si ise ramazanda oruç tutuyor. “Kendi oruçlarını” tutan Alevilerin oranı yüzde 61. Yüzde 39’u ise hiç oruç tutmuyor. Başka din ya da mezhebi benimsemiş biriyle yapılacak evliliklere kentli Alevilerin yüzde 69.4’ü olumlu bakıyor. “Başka bir din ya da mezhepten birine kızınızı verir misiniz?” sorusuna ise yüzde 55’i ‘evet’ diyor.

Araştırma, oruç ile Alevilerin toplumsal ve kültürel konumları arasındaki ilişkiyi de saptıyor. Okuryazar olmayanlar ile ilkokul ve ortaokulu bitirenlerin neredeyse tamamı geleneksel oruçlarını tutuyor. Bu oran lise mezunlarında yüzde 47’ye, üniversite mezunlarında ise yüzde 34’e düşüyor. Yaşlıların da genç kuşaklara göre oruç tutmaya daha eğilimli oldukları görülüyor. 1964’ten önce doğanların yüzde 85’i oruç tutarken, bu oran 1964’ten sonra doğanlarda yüzde 32’ye düşüyor. Ev kadınları ile emekliler arasında da oruç tutma oranının daha yüksek olduğu anlaşılıyor.

Araştırma sonuçlarına göre, kentli Aleviler arasında, ramazanı oruç ayı olarak görmeyenlerin oranı yüzde 88. Yüzde 12’lik bir kesim ise ramazanda oruç tutuyor. Alevilerin yüzde 61’i kendi geleneklerine bağlı olarak oruç tuttuklarını, geri kalanlar ise hiç oruç tutmadıklarını belirtiyor. Sosyolog Kamil Fırat, Alevilerin büyük çoğunluğunun, Sünnilikle bağdaştırdıkları için ramazan ayında oruç tutmadığını, buna karşılık Muharrem’den sonra 11 gün oruç tutma geleneklerine (aşurenin pişirildiği oruç) çoğunlukla bağlı olduklarını belirtiyor. Ramazan’da oruç tutanların büyük bölümünü ise Orta Anadolu kökenli Aleviler oluşturuyor.

Kamil Fırat’a göre, Alevi soyundan gelmek, Alevi inancını benimsemek ve o inancın gereklerini yerine getirmek, Alevi olmayı sağlayan en önemli unsurlar… Aleviler kendi inançlarından kişilerle evlilik yapmaya da bu nedenlerle özen gösteriyorlar. Fırat’a göre bu, onları dış dünyadan koruyor. Alevilerin yüzde 69.4’ü, başka bir din ya da mezhebi benimsemiş birisiyle yapılacak evliliklere olumlu yaklaşıyor.

YÜZDE 69.4, FARKLI MEZHEPLE EVLİLİĞE SICAK BAKIYOR

Bu yüzde, kızlar söz konusu olduğunda yüzde 55,3’e düşüyor. Alevi olmayan biriyle yapılacak evliliklerde, o kişinin dinsel kökeni değil, ılımlı, zeki ve çağdaş olup olmadığı göz önüne alınıyorKamil Fırat’a göre, Alevilerle Alevi olmayanlar arasında yapılacak evliliklere olumsuz bakılmasının nedeni, bu evliliklerin kültürel ve geleneksel açılardan uyumsuzluk yaratacağının düşünülmesi… Alevilerin yüzde 76,8’i akrabalarından birinin bir Sünni ile evlendiğini belirtiyor.

Bir arkadaş seçerken önce neyin göz önüne alındığı sorulduğunda ise, deneklerin sadece üçte biri “Alevi olup olmadığı”na bakıyor. Muharrem orucu ramazan orucu bittikten 20 gün sonra başlar. 12 gün sürer. Kerbela’da öldürülen Hz. Hüseyin’in acısını paylaşmak için tutulan Muharrem orucuna, aynı zamanda “matem orucu” da denir. 12 imam için tutulur. Tutulan oruç hergün bir imama adanır. Muharrem orucunda ilk gün en geç 12’den önce niyet tutulur ve yatılır. Sahura kalkılmaz. Oruç gün batımına (güneş batıncaya) kadar sürer. Orucu bozarken 12 gün boyunca su çizilmez, et yenmez, aynaya bakılmaz, tıraş olunmaz, bir yakınını kaybeden insanın yaşadığına benzer bir duygu taşınır ve eğlenilmez.

Nasıl oruç tutuyorlar?

Alevilik tanımı, dernek üyeliğine göre değişiyor Sosyolog Kamil Fırat, “Kentleşen Alevilik” başlıklı alan araştırmasında, herhangi bir Alevi örgütüne üye olma ya da olmama durumunu Alevilik tanımını farklılaştıran unsurlardan biri olarak değerlendiriyor. Araştırma sonuçlarına göre, herhangi bir Alevi örgütüne üye olanlar, Aleviliği temelde bir “inanç” biçimi olarak görüyor. Alevi örgütlerine üye olmayanlar ise Aleviliği bir “etnik kimlik” olarak algılama eğilimindeler. Bir kesimi Alevi kurumlarının kimi etkinliklerine katılsa da, Alevilik onlar için bir “kültür” ve “yaşam” biçimi oluyor. Araştırmada, bir Alevi örgütüne üye olanlar, 3 grup altında ele alınıyor:

1. grup: Dinsel kimliklerini, “hem Alevi, hem Müslüman” olarak açıklayanlar, çoğunluk Hacı Bektaş Veli Vakfı’na üye…

2. grup: Aleviliği “yaşam biçimi” olarak açıklayanlar, Pir Sultan ve Hacı Bektaş Veli dernekleri arasında dağılıyorlar. Ancak Pir Sultan’la ilişkili olan üyelerin çoğunluğu, dinsel kimliğini “ateist” olarak tanımlıyor.

3. grup: Cem Evleri’nin etkinliklerine katılan üyeler ise Aleviliği, “Gerçek İslam” olarak görüyor.

Dinsel kimliklerini ise “Müslüman” ya da “hem Müslüman hem Alevi” olarak açıklıyor. Herhangi bir Alevi örgütüne üye olanların yüzde 69.8’i Aleviliği, “gerçek İslam” ya da “İslam içinde dinsel bir yorum” olarak görüyor. Dinsel kimliklerini, “Alevi”, “Müslüman” ya da “hem Müslüman hem Alevi” olarak açıklıyorlar. Bunu 29.3 ile Aleviliğin “bir kültür ve yaşam biçimi” olarak görülmesi izliyor. Üye olmayanların yüzde 60.6’sı Aleviliği bir “kültür” ve “yaşam” biçimi olarak görüyor. Dinsel kimliklerini ise “Alevi” ya da “ateist” olarak açıklıyor. Herhangi bir Alevi örgütüne üye olmayan ve Aleviliği “gerçek İslam” olarak algılayanların oranı yüzde 36.6. Aleviliği, “İslam dışı” görenlerin oranı ise her iki kategori için de son derece düşük olmasına karşın, herhangi bir Alevi örgütüne üye olmayanlar arasında bu eğilimi taşıyanlar daha çok.

Prof. Dr. Nilüfer Narlı: Aleviler ile Sünniler arasındaki gerginlik ve karşılıklı önyargılar geçmişe dayanıyor. Osmanlı’dan bu yana karşılıklı önyargılar sürüyor. Gerginlik de tam olarak çözülemedi. Bu gerginlik zaman zaman kültürel boyutun dışına taşarak, siyasi gerginliklere ve çatışmalara da yol açtı. Alevilerin büyük bir bölümü 1970’li yıllara kadar kırsal alanlara yaşıyordu. 1980 ve 90’lı yıllarda kentlere göçün zirve yapmasıyla çok sayıda Alevi kentlere yerleşti. Orta ve üst sınıfa entegre olan Aleviler, kentlerde yerleşim açısından gettolar oluşturmadılar, mevcut gettolarda da yaşamadılar. Dolayısıyla bu Alevilerin Sünnilerle iletişimi ve etkileşimi, evlilikler gibi konularda daha az sorun çıkardı. Gettolaşmayanlarda önyargılar biraz daha önemini kaybetti. Fakat kültürel, mekânsal getto alanlarında yaşayan Alevilerin kimliklerini vurgulamak konusunda daha ısrarlı oldukları ve önyargılarından da kurtulamadıkları görülüyor. Kentleşme, insanların önyargılarından kurtulması için ortam yaratabiliyor. Fakat, kentlerde sosyal ilişkilerini hemşehrilik ve dini dayanışma üstünden yürütenlerde, mezheplerin birbirlerine karşı olan ön yargıları da sürüyor.

Önyargı, yalnızca gettolarda sürüyor Dr. Mustafa Şen (ODTÜ Sosyoloji Bölümü): Kamil Fırat’ın Alevilerin Aleviliği ve dinsel kimliklerini algılamaları ile ilgili alan çalışmasının tez hocası Dr. Şen, kentli Alevilerin örgütlenmesi üzerine sorularımızı yanıtladı: Madımak ve Gazi’yle örgütlenme hızlandı Alevilerin örgütlenmesinin hızlanmasında, Sivas Madımak katliamı ve İstanbul Gazi mahallesi olayları önemli bir rol oynadı. Fakat, sadece bunlara değil, uzun dönemli etmenlere de dikkat etmemiz gerekiyor. Bunların başında Alevilerin dert yandığı, yıllardır süren doğrudan ve dolaylı baskı, ayrımcılık ve eritmeye yönelik sistemli politikaların etkisi geliyor. Aleviler, bu tür politikaların, 12 Eylül Askeri rejimiyle hızlandığı ve daha sonraki hükümetlerce de sürdürüldüğü görüşündeler.

Kentleşen Alevilik, örgütlenmelerini nasıl etkiledi?

Evet. Büyük çoğunlu yarı-kapalı kırsal yerleşim birimlerinde yaşayan Aleviler, 1950 sonrası kırdan kente ve Avrupa’ya göç ederek kentlileşti. Aleviliğin kurumsal-örgütsel yapısının çözülmesi ve Sünnileştirme politikaları, geleneğin devamını zora soktu. Hem bu gelişme, hem de köktendinci örgütlü Sünniliğin yükselmesiyle kendilerini artan bir tehdit altında gören Aleviler, kent ortamında örgütlenmeye başladı. Geleneğin ve öğretinin devamının yeni yollarını bulmak, kentsel Aleviliğin birincil sorunu haline geldi. Şikâyet ettikleri “Sünnileştirme politikaları”, geleneğin devamını etkiledi mi? Alevilik tanımında farklılıklar olsa da, Alevilerin taleplerinde ortaklık daha çok öne çıkıyor. Bu nedenle, farklı fikirleri savunanlar, farklı etnik ve bölgesel kökenden gelenler, farklı ocaklara bağlı olanlar bir arada örgütlenebiliyor. “72 milleti bir nazarda gören” düsturun, Alevilerin kendi iç çeşitliliğini korumasında önemli bir rolü var. Aleviliğin algılanmasında kendi aralarında da farklılıklar var… Bu örgütlerin tüm organları seçimle gelip seçimle gidiyor.

Bu anlamda, kentsel Alevilik, Cumhuriyet değerlerine sonuna kadar bağlı, sivil ve demokratik bir örgütlenme yaratmıştır. Bir anlamda Cumhuriyet’in en büyük sivil toplum örgütlerinden biri, Aleviliğin kentleşmesiyle doğdu diyebiliriz. Alevi örgütlerini nasıl tanımlayabiliriz? Alevilerin kurban geleneğinin temelinde, Hazreti İbrahim ile oğlunun öyküsü yatmakta. Kamil Fırat’a göre, Sünnilerle Aleviler arasında kurban kesme konusunda yaşanan farklılıklar bu öykünün değişik biçimlerde yorumlanmasından değil, uygulamasından kaynaklanıyor.Alevilerin yüzde 68,8 Kurban Bayramı’nda kurban kestiklerini belirtirken, geri kalanlar 3 nedenle kurban kesmediklerini belirtiyor: Yüzde 55.3’ü ekonomik nedenlerle, yüzde 31.9’u kurban kesmeye inanmadıkları için, yüzde 12.8’i ise inandıkları halde uygulamadıkları için kurban kesmiyor.

Yarın: Kurban kesmek yorumda farklı Aleviler diyanet konusunda ne düşünüyor? Hangi Aleviler diyanetin kalkmasını istiyor?

Milliyet

Reklamlar