Haziran 25

Başka bir din mümkündür!


İnsanoğlu tarif edemediğinden korkar. Bu yüzden insanlık sizden bir dininiz, bir ırkınız, bir milliyetiniz, bir cinsiyetiniz ve bir isminiz olmasını ister. Kategorize edilemeyen insan tehlikelidir. En kanlı düşmandan daha tehlikeli ve korkunç olan şey tarif edilemeyendir. Çünkü bu durum, “ben” ve “ötekini” ayırt eden sistemi tehdit eder.

Bu yüzden, bir avuç, inatçı ateist aile dışında bu yeryüzünde doğmuş her çocuğun bir dini vardır. Dinimiz, adımızdan evvel vardır, canımız rahme düşmeden evvel. Dağ köylerindeki bir evde doğmuş olmayı hayal edebilir insan. Başka bir ülkede doğmuş olmayı, başka bir ırktan, başka bir bedenle doğmuş olduğunu hayal edebilir. Hatta insan kendine bir isim uydurmaya bile cesaret edebilir. Ama sıra dine gelince… Dinin doğuştan getirdiğimiz bir özellik olduğu bize o kadar güçlü bir biçimde öğretilmiştir ki başka bir dinde doğmuş olduğumuzu ya da dinsiz olabileceğimizi pek hayal edemeyiz. Ama ya hayal edebilseydik? Bu zararsız akıl oyununu oynayabilseydik?

Hayal edilemeyen Tarhan Erdem’in Milliyet gazetesi için yaptığı muhafazakârlaşma araştırması üç gündür yayımlanıyor. Çarpıcı ve kıymetli sonuçları var. Türkiye’nin ne yönde değiştiği ve bu değişimin önünü çekenlerin profilleri üzerine enteresan bilgiler. Bu araştırmadan sonra benim sorum ise şu:Ne zaman bir adım ileri geçip “hakikati” konuşabileceğiz?

Bir toplum, bugün dünyadaki birçok toplum gibi (Hıristiyan ve Müslüman) evren, hakikat, insan ve ahlak gibi temel kavramlar üzerine hiç olmadığı kadar derinden yarılıyorsa bu değişimin “kostümünü” aşıp kendini ne zaman konuşacağız? Mesele, başın üzerinde ne olduğu/olmadığı değil, o başların içinde neler olup bittiği.

Kaldı ki Türkiye’de muhafazakârlaşmanın en “ürkütücü” göstergesi olarak sürekli kadınların vitrinde tutulmasının, cumhuriyetin kadınları cinsiyetsizlik örtüsüyle yeni kurulan ülkenin vitrine koymasından hiç farklı olmadığını düşünüyorum. “Cumhuriyetin kız çocukları” cinsiyetsizlikle örtülüyordu, İslamın yeni kızları da sahte veya orijinal Versace başörtüleriyle. Örtünmeseler problem bitecek mi? Ya da örtünmeyenlerin din ve Tanrı’yla ilgili hiç mi meselesi yok? Benim sorduğum şu:Muhafazakârlaşmanın dünya ve hakikat tahayyülünü ne zaman tartışacağız?

Tarhan Erdem araştırması Richard Dawkins’in “Tanrı Yanılgısı” (God Delusion) adıyla Türkçeye çevrilen (Kuzey Yayınları) kitabı bugünlerde okunmaya başlandı. İngilizce bilenlere orijinalini tavsiye ederim. Birkaç tezi var Dawkins’in: Ahlak, dine inananların tekelinde değildir.Din, hak edilmemiş bir tartışılmazlık ayrıcalığına sahiptir. Hakikati tarif etme tekeli dinin elinde değildir.

Bana daha çarpıcı gelen Dawkins’in röportajlarından birinde söyledikleri:”İnanan biri hakikatin ne olduğunu söylüyor, inanmayan biri de ‘Sen öyle inanıyorsan saygı duyarım’ diyor. Oysa ben hakikatin ne olduğunu önemsiyorum. Bunun üzerine konuşmak istiyorum.” “Başka bir dünya mümkündür” sloganı için mücadele edenler arasında bugün Müslüman, dindar insanlar da var. Özellikle onları düşünerek soruyorum: Peki “Başka bir din mümkün” müdür?

Karşısında saygıyla susulmasından çok tartışmayı tercih eden bir dindarlık? Başka bir dinde ya da dinsiz doğmuş olabileceğini bir an için hayal edebilen ve bugünlerde hep inanmayanlardan beklendiği gibi inanmayanla “empati” kurmayı becerebilen bir dindarlık? Bir çocuğun dini olmaması gerektiğini, ancak yetişkinlerin dinlerini seçebileceğini söylemeye cesaret eden bir dindarlık? Olabilir mi? Ben artık “türbandan” çok bunları konuşmak istiyorum. Yarılan hakikatimizi konuşmak istiyorum.

Ece Temelkuran

Milliyet

Reklamlar