Haziran 25

Ateist gazeteci kansere yakalanınca


Fotoğrafa baktığımda önce tanıyamadım. Yazıyı okumaya başladığımda bu saçları dökülmüş, yaşlı adamın Christopher Hitchens’in ta kendisi olduğunu anladım. Yıllardır Vanity Fair dergisindeki leziz yaratıcılıktaki yazılarını takip ettiğim, görüşüne katılsam da katılmasam da kaleminin müthiş kıvraklığına hayran olduğum yazar, özofagus kanseriydi.
Haziranda aniden rahatsızlanmış, temmuzda teşhis koyulmuş bu hızla ilerleyen hastalığa. Hitchens ise her zamanki acımasız mizahi üslubunu, kendi hastalığı hakkında da yazarken elden bırakmıyor.
Ne kadar ironik… Özellikle ‘Tanrı Büyük Değildir’ kitabıyla dindarları öfkeden çıldırtan Hitchens, hastalığının duyulmasıyla bu defa din adamlarının “Allah seni de kurtarsın” duaları ile “Cehennemde yanasın inşallah” diyenlerin arasında kalmış!

Acımasız entelektüel
Vanity Fair’in son sayısında Hitchens, ‘Cevabı olmayan dualar’ başlığıyla yine dindar insanları delirtmeyi başarıyor. 20 Eylül’ün kendisine dua günü ilan edildiğini duyan Hitchens, “Manasız haykırışlarınızla sağır gökyüzünü boşuna rahatsız etmeyin. Tabii, bu sizi iyi hissettirecekse ayrı” diye yazıyor.
Sırf ateist olduğu ve dinleri acımasızca, fütursuzca eleştirdiği için kansere yakalanmasını “Oh oldu” diye yorumlayanlar var, olacak da. Doğrudur, Hitchens, İslam başta olmak üzere bütün dinlerin savunduğu tezleri acımasızca sorguladı.
Çoğu dindar için bunların sorgulanması bile hakaret ve bağışlanamaz bir günah. Doğrudur,  11 Eylül sonrası Irak işgalinin en ateşli savunucularından oldu. Ancak Hitchens, hem çağın en büyük entelektüellerinden biri, hem de gazetecilik stiliyle mesleğin duayenlerinden sayılır.
Hitchens, ölümcül bir hastalığa yakalandıktan sonra insanın kendini ve sevdiklerini ölüme hazırlamanın epey bir zamanını aldığını yazmış son yazısında: “İlginç bir şekilde aynı anda hayatta kalabilme işiyle had safhada ilgileniyorsunuz. Sabah avukatlar, öğlen doktorlarla görüşmek, her zamankinden daha fazla yaşamakla ilgilenmeniz demek. Aynısı benim için dua edenler için de geçerli. Benim son anda ‘ışığı görmemi’ isteyen Katolik, Protestan hatta Müslümanlar var. Hani birini seçsem öteki alınacak. Benim için dua ettiklerini söyleyenlere şöyle diyorum:
Ne için?”

Dine dönecek mi
Hitchens, gırtlak kanserine yakalanmasını “Tanrı’nın bir cezası” olarak yorumlayanlara ters cevaplarını sıralıyor: “Sakın yaşam biçimim dolayısıyla gırtlak kanserine yakalanmış olmayayım. Hem başka cezalandıracak organlarım da var!” Kendi ifadesiyle “Bir katırı öldürebilecek kadar” çok alkol ve sigara tüketen, çılgınca yaşayan biriydi ne de olsa. “Böyle bir durumdayken bile niye kendisine dua etmek isteyenlere bu kadar sert tepki veriyor?” diye düşünebiliriz. Sanırım Hitchens’ın ateistliği de bir nevi din olmuş. Ölene kadar ateist kalmakta kararlı bir insanla uğraşmanın ne manası var?
Hem bakarsınız beddualara rağmen ölmez hemen! Emin olun kalemi daha da keskinleşecek. İnternet sitelerinde “Hitchens ölüme yaklaşırken dine dönecek mi?” iddiaları bile dönerken “Sesim gitse bile dini konularda polemik yazmaya devam edeceğim, en azından eski dostum karanlık gelene kadar. Sahi neden beyin tümörü çıkmadı ki bende?” diyecek kadar, nefesinin son anına kadar sinir etmeye devam edecek. ‘Diğer taraf’tan bildiremeyeceğine göre…

HERKESE ÇAKAN YAZAR
* 70’lerin başında, gazetecilik kariyerinin ilk yıllarında New Statesman’de çalışıp Vietnam savaşı, Kissinger ve Katolik Kilisesi’ni fena halde hedef alan yazılar yazdı.
* Yunanistan’daki askeri cunta haberi ilk kez kapağa çıktı.
* 80’lerde Amerika’ya yerleşti ve The Nation’a yazmaya başladı. Derginin Kıbrıs temsilcisiydi fakat Uganda’dan Sudan’a Irak’tan Kuzey Kore’ye, 60 ülkeyi gezip haberciliği kendi yorumuyla birleştirdi.
* Reagan, Baba Bush ve Amerika’nın özellikle Güney Afrika’daki dış politikalarını en sert eleştiren isimlerindendi.
* 11 Eylül sonrası ABD’nin Irak işgalini en çok savunan yazarlardan biri haline geldi.
* Yazar ve polemikçilerin şahı Gore Vidal bir zamanlar onu veliahtı olarak gösterirken Hitchens, Vidal’ın 9/11 komplo teorilerini bağrına basmasına dayanamayıp ona da bir salvo atmayı ihmal etmedi.
* 1992’den beri Vanity Fair dergisine düzenli olarak yazıyor. Sadece politika değil, kültür, edebiyat, yeme-içme üzerine de yazıyor. Kah Ortadoğu’da geziyor, kah sağlıklı bir yaşam merkezinde ağzında puroyla poz veriyor.
* Atlantic Monthly’ye ayda bir kitap eleştirisi yazıyor. ‘Unacknowledged Legislation: Writers in the Public Sphere’ adlı kitabını bu eleştirilerden derledi. En bilinen kitapları ‘Why Orwell Matters, “The Trial Of Henry Kissinger’ ve ‘God Is Not Great.’

Mehveş Evin

Milliyet

Reklamlar