Haziran 19

Eşcinsel ve Ateistler Tehlikede


Boğaziçi Üniversitesi ve Açık Toplum Vakfı’nın “Türkiye’de Ötekileştirme ve Ayrımcılık” araştırması, ilginç sonuçlar ortaya koydu. Araştırmada yöneltilen “kimler kimliğini açık edemez” sorusuna yüzde 72 gibi bir kesim “heteroseksüellikten farklı cinsel yönelimleri olanlar” yanıtını verdi.

Araştırmada, 15 Şubat – 15 Nisan arasında 18 yaş ve üstü nüfusu temsil eden 1811 kişilik bir örneklem üzerinden yüz yüze görüşmelerle 18 ilin merkez ve çevre ilçeleriyle köy ve mahallelerinde anketler düzenlendi.

İşte o araştırmadan sorular ve yanıtlar:
– Mensup olduğunuz grubun davranış kurallarına, giyim – kuşam, adet, gelenek, göreneklerine ne ölçüde uyuyorsunuz?
– Yanıt veren her 100 denekten 82’si dinini, yüzde 76’sı mezhebini, yüzde 46’sı mensup olduğu etnik grubu, yüzde 34’ü de mensup olduğu dini cemaati referans alıyor.

– Bir kişi mensup olduğu grubun kurallarına uymazsa çevresinden olumsuz tepki alır mı?
– Deneklerin yüzde 38’i “mensup olduğu din”, yüzde 34’ü “mensup olduğu mezhep”, yüzde 31’i de “mensup olduğu dini cemaat”, yüzde 30’u da “mensup olduğu etnik grup”un olumsuz tepki vereceğini söylüyor.

– Kimlik baskısı altında nasıl davranırsınız?
– Yanıt verenlerin yüzde 59’u “beni zor durumda bırakacak ortamlara girmemeye çalışırım veya girdiğimde sessiz kalırım” yanıtını veriyor. Yüzde 30’luk bir kesim “dışlanmayı göze alarak kimliğimi açıklarım” derken, yüzde 5’lik bir kesim de “çoğunluk tarafından kabul görecek bir kimliği benimserim” görüşünde.

Eşcinsel ve ateistler tehlikede

“Biz’lik, Öteki’lik ve Ayrımcılık” kamuoyu yoklamasına göre, eşcinsel ve ateistlerin kimliklerini açıklama özgürlüğü yok. Kendini en rahat hisseden kesim ise laikler.
Açık Toplum Vakfı ve Boğaziçi Üniversitesi’nin birlikte yürüttükleri, proje yöneticiliğini ise Boğaziçi Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. Hakan Yılmaz’ın yaptığı ” Biz’lik, ‘öteki’ lik ve Ayrımcılık: Kamuoyundaki Algılar ve Eğilimler” başlıklı kamuoyu yoklamasının ön sonuçları yemekli bir toplantıda basına tanıtıldı.
Prof. Yılmaz verileri değerlendirmeye geçmeden evvel yaptığı bilgilendirmede “ötekileştirme” ve “kimlik” çalışmalarının soğuk savaşın bittiği son yirmi beş yılda tartışılmaya başlandığını, ülkemizde ise Türkiye’nin alışık olmadığı türden bir iktidarın, yani AKP’nin hükümet olmasıyla bu konuların daha hararetle gündeme geldiğini olduğunu söyledi.
Çeper merkeze yürüyünce
Türkiye ise, “merkez”e olağanüstü bir paye biçen Kemalist devlet paradigmasının, 90’lı yıllardaki ulus devleti sorgulayan konjonktüre paralel gevşemesiyle, daha çok Müslümanlar ve azınlık gruplarım ima eden çeperin tüm ihtişamıyla merkeze yürüyüşüne tanık oldu. 28 Şubat gibi müdahaleler, bu yürüyüşü daha arzulu hale getirdi. Müslüman orta sınıf dünyaya işte bu noktadan entegre olmaya başladı ve AKP ile güçlü bir siyasi hareket başlattı. AKP’nin, merkezi işgal etmiş askerî ve sivil devlet bürokrasisi karşısında Avrupa Birliği çıpasına sarılması ise, özgürlüklerin artmasına, paralel biçimde bastırılmış kimliklerin görünür ve ayrımcılıkların da tartışılır olmasına yol açtı. Araştırmada “Bize göre ‘Biz’ kimiz?” sorusuna verilen cevaplar, toplantının konuğu olan bizlerin ikiye ayrılmasına yol açtı.
 Cevaplara göre, birinci ve ikinci tercihlerde kişiler için en önemli kimlik yüzde 36 ile “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı” idi. Bu sonucu destekleyen diğer bir veri ise “Kimliklere Anayasal Güvence Getirilmeli mi?” sorusuna verilen yüzde 39’luk “Tamamen kanlıyorum” ve 35’lik “Kısmen katılıyorum” diyenlerin oranı oldu.
Zaman gazetesinden yazar Şahin Alpay bunların çok olumlu veriler olduğunu söylerken, Avrupa ile mukayese edildiğinde oranı düşük bulanlar ise Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu ve Mahalle Baskısı Araştırması’yla gündem yaratan Binnaz Toprak oldu.
Açıkçası, ben de bu sonucu olumlu bulmaya eğilimliyim. Çünkü diğer şıklar arasında yer alan hâkim ve muteber etnik kimlik olan “Türk Milletinin mensubu olmak” seçeneğine giden oran yüzde 29’da kalmış. Tüm dertlerimizin dermanı olarak gördüğümüz ‘Anayasal vatandaşlık’ kavramının “Biz”i tanımlarken birinci sıraya yerleşmiş olması her halükârda olumlu.
Ateiste, eşcinsele hayat yok

“Kimler Kimliklerini Açık Edemezler?” sorusunun cevabı, özellikle ötekinin de ötekisi eşcinseller için tam bir felaket. Katılımcılar, yüzde 72 oranında eşcinsellerin, yüzde 59 ile de ateistlerin kimliklerini açık edemeyeceğini düşünüyor. “Haklar Tamamen Kısıtlanabilir mi?” sorusunda eşcinsellerin özgürlük haklarının kısıtlanabileceğini düşünenlerin oranı yüzde 53… 2005’te bu oran yüzde 58’miş. Ateistlerin haklarının kısıtlanabilir olmasına destek verenlerin oranı ise yüzde 37.
Sıkı durun, işkenceyi destekleyenlerin oranı da yüzde 27. 2005’teki muadil bir araştırmada aynı soruya yüzde 23 ‘evet’ cevabı gelmiş. Beş yılda işkenceye inancımız dört puan daha pekişmiş. Toplantı ve gösteri özgürlüğüne karşı olanlar yüzde 26, anadilini ve kültürünü serbestçe yaşayabilmenin kısıtlanabileceğini düşünenlerin oram da yüzde 19. Vatandaşlar, “Farklı kimliğiniz yüzünden baskı göreceğinizi hissederseniz ne yaparsınız?” sorusuna ise yüzde 59’la “Ya bu ortamlara girmem, ya da sessiz kalırım” cevabını vermiş.
Yukarıdaki tabloyla birlikte düşünüldüğünde, normal karşılanabilecek bir savunma refleksi sorularda kendini açık etmiş. Evde, işte, karakolda ayrımcılık Araştırmada, “En fazla kim ayrımcılık yapar?” sorusuna özel alan için “ev ve iş çevresi” diyenlerin oranı yüzde 19. Kamusal alanda ise en çok ayrımcılık yüzde 20 ile asker ve polisi işaret ediyor.
Kadınlara ayrımcılık yapıldığını kabul edenlerin oranı yüzde 32. “Biraz katılıyorum” diyenler ise yüzde 35 oranında. Kadınlara yapılan ayrımcılığın en çok yüzde 62 ile kız çocuklarının okula gönderilmemesi ve başörtülü kadınlara öğrenim ve çalışma hakkının kısıtlanmasıyla vuku bulduğu düşünülüyor.
Yüzde 4/1’lük kesim ise zorunlu din dersinin hem Alevilere, hem de diğer Müslüman mezheplere yapılmış bir ayrımcılık olduğunu düşünüyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Aleviler gibi diğer inançlara yapılmış bir haksızlık olduğunu düşünenlerin oranı da epey yüksek: Yüzde 43…
Ombudsmanlığı halk sevdi
Anayasa değişiklik paketinde yer alan Kamu Denetçiliği, yani ombudsmanlığın epey benimsendiği dikkati çekiyor.
Ayrımcılığa maruz kalındığında ombudsmana başvuracağını söyleyenlerin oranı yüzde 71.
Grafikler Milliyet’ten alınmıştır.
Reklamlar