Mayıs 27

Sokrat niçin öldürüldü?


Sokrat’ın ölüme mahkûm edilmesi dinsizliğinden değil Atina’nın tanrılarına inanmamasından. Kelimeler egemen düzenin bekçisi. İnsanın çıplak haline giydirilmiş aitlik üniformaları. Bizler, kelimelerimizin tutuklusu.Kelimelerimizin askerleri. Kelimelerimizin namus bekçileri.

İşte Türkiye’de Türklüğe hakaret yasası. Yasanın kurbanları. Kurbanların katilleri. Katillerin hayranları.
Başka bir örnek. Evli kelimesinin bizi nasıl şartlandırdığı. Günümüzde iflasın eşiğine gelmiş bu kurumu mutlaklığıyla algılattıran sözcük çağrışımı. Varsın, türümüzde en çok cinayet evli çiftler arasında olsun. Düzen, evlilik üzerine kurulu. Beş dakikada evleniyor, beş yılda boşanamıyorsun. Boşanmak isteyenin karşısında devlet, mahkeme, çatık kaşlı hâkim (arka fonda imam, papaz…). Kelimenin tersi, bekâr, olumsuzluğun, eksikliğin ifadesi. Bekâra oda ilanlarının çağrıştırdığı, dışlanmışlık. Kuşkuyla bakılan, kimliği sorgulanan, yuva kuramadı diye başarısızlık atfedilen kişi. Politikacının bile bekârı makbul değil.

Bir şeyli olmak… 
Gene de evli kelimesi varoluşumuzun yalınlığına ilave edilmiş bir hal olarak mantıklı.
Hava, yağmur yağdığında yağmurlu, kar yağdığında karlı olduğu gibi, evli oluyoruz. Pisliğe bulaştık mı kirli. Başımızı örtünce örtülü. Silah kuşanınca silahlı. Alkol alınca alkollü… kibirli, cüzamlı, paralı, biletli, bisikletli, elbiseli…
Bir şeyli olmak, edindiklerimizle ilgili. Doğal halimizden farklı bir hal.
Dinlere gelince mantık altüst oluyor. Şartlandığımız mantıksızlığı o denli doğal karşılıyoruz ki dinli kelimesi sözlüğümüzde yok bile. Oysa evli, alkollü, silahlı, Bordo-Mavili olmak neyse dinli olmak da o. Kaçınılmaz, zorunlu bir hal değil. İsteğe bağlı. Olsa da olur, olmasa da. Türümüzün tarihinde, imparatorluklar, devletler, diller gibi, binlerce dinden kimi yok olmuş, kimi süregelmiş.

Gerçek tersyüz edilmiş 
Dinsiz olmak, doğal, bakir halimiz. Bekâretle eşdeğer. Gelin görün ki egemen düzenin dil kalıplarında gerçek tersyüz edilmiş. Hele Türkiye’de. Devlet, dinli olmamızı emredercesine, nüfus kâğıtlarına din hanesi kutusunu koymuş. Yetmiyormuş gibi, sana sormadan dininin adını da dikte ediyor. Benimsemeyen vatandaşı, tersini beyana zorluyor. Karşılığını boş bırakanın ölüsünü ortada bırakıyor. Dinli değilsen, vatan toprağında sana yer yok diyor.

Dinlerde taraflaşma 
Mesele, her fırsatta dindar olduklarını belli edip, kutsal olduğunu söyledikleri, özel olması gereken bir ilişkiyi, çeşitli çıkarları için kamu önünde propaganda yaparcasına pazarlayanların karşısına dikilip, asla tasvip etmediğim, makbul görmediğim, dinsizlik propagandası yapmak değil. Benim nezdimde, Tanrı yoktur diye dil dökenler, felsefe kitaplarında mantık cambazlığı yapanlar, inançlılara üstünlük taslayanlar, hakaret edenler, “Uzaydayken Tanrı’yı göremedim” diye dünyaya seslenen Sovyet kozmonutu Gagarin gibi aciz yalnızlıklarında saçmalayanlar, misyonerlerle cemaatleşme taktisyenleri kadar ibret verici.
Dinli ve dinsizlerin birbirleriyle alıp veremedikleri, havanda su dövdükleri ibret verici tartışmadan kurtulmanın zamanı geldi. Dinlilerin ‘Benim Tanrım-Senin Tanrın’ kavgası ise anlam aradığımız evrende yalnızlık korkumuzun çaresiz çırpınışlarında taraflaşmamızın ifadesi.
Dinlerimizde taraflaşmayı ilkokul teneffüs tartışmaları seviyesinde sürdüregelmişiz.
Günlük politikaya yansıtmışız. İşte dünya hükümdarı ABD. Yeni başkanını seçecek; adaylara yaklaşım, siyaset kadar din üzerinden. Birini kötülemek için ona Müslüman diyenler, öbürünü de Mormon olmakla suçluyor.

Rüştümüzü ispat edeceğiz 
Gün gelecek, dinimizi sorana “Sana ne?” diyebildiğimizde, rüştümüze ermiş olacağız. Sokrat’ın ölüme mahkûm edilmesi dinsizliğinden değil Atina’nın tanrılarına inanmamasından.
Allahım diyemez başkan; çünkü dedi mi, farklı tanrılara inanan vatandaşlarına karşı taraf tutmuş oluyor. Politikacı mensup olduğu dinin değil ancak siyasetinin temsilcisi olabilir. Bu nedenle ABD seçmeni, “Vatikan kararları ilgilendirmez” diyene kadar Kennedy’ye kuşkuyla bakmıştı. Mormon olan Romney’ye kuşkuyla bakıyor.

Gündüz Vassaf

Radikal

Reklamlar