Mayıs 01

“Toplumsal değerler” her zaman değerli olabilir mi?


KONDA araştırması ortaya çıkardı ki, Türklerin yüzde 57,6’sı gelin veya eş olarak, yüzde 53,5’i iş ortağı olarak Kürtleri istemiyor. Toplumun yaklaşık yarısı, yüzde 47,4’ü, komşu olarak bile Kürtlerle yakın olmayı reddediyor.

Prof. Yılmaz Esmer’in yönettiği “Radikalizm ve Aşırıcılık” araştırması ortaya koydu ki; katılımcıların yüzde 87’si “eşcinsel”, yüzde 72’si “içki içen”, yüzde 66’sı “hiçbir dine inanmayan”, yüzde 64’ü “Yahudi”, yüzde 52’si “Hıristiyan”, yüzde 36’sı “kızları şort giyen”, yüzde 26’sı “başka bir ırk veya renkten” insanlarla komşu olmak istemiyor!
Boğaziçi Üniversitesi ve Açık Toplum Enstitüsü’nün birlikte yaptığı “Bizlik, Ötekilik ve Ayrımcılık” araştırması ortaya koydu ki; “kimlerin hakları tamamen kısıtlanabilir” sorusuna toplumun yüzde 53’ü “eşcinsellerin”, yüzde 37’si “ateistlerin”, yüzde 27’si “başka bir dine geçenlerin” cevabını veriyor. Toplumun yüzde 27’si de, “kimseye işkence yapılmaması” ilkesinin bile kısıtlanabileceğini düşünüyor!
Aynı araştırma, toplumun yüzde 72’sinin “eşcinseller”, yüzde 59’unun da “ateistler” için “kimliklerini açık edemezler” düşüncesini taşıdığını gösteriyor.
………………..
Aşırı milliyetçiliğin, cinsiyet ve inanç ayrımcılığının diğerleri üzerindeki acımasız iktidarını da buyurabiliyor bize toplum, onaylayabilir misiniz? Demokrasiyi, sadece oyları sayan bir “hesap makinesi” gibi akılsız bir akılın düzeni sayabilir misiniz?
Toplum, kendisini oluşturan insanların farklılıkları ve hayal gücü üzerinde bir karabasan gibi dondurulamaz. Aksine insan, toplumun ütopyasının da ta kendisidir. Toplum, ancak “insan” üzerinden kendisi olmama hayali kurabilir. Hep onaylanarak değil, o hayaller peşinde de ilerler toplum.
………………..
Oysa toplum, insan aklıyla gelişirken geleceğe direnen gelenekle de hesaplaşarak ilerler.
“Toplumsal değerler”, kendisi dışında da bir var oluş tecrübesine imkân vermiyorsa, insanları kurguladıkları dünya içinde bile muaf olamadıkları bir parantez içine itiyorsa, insan onuruna yakışan bir “değer”i ifade edemez.
Önce insanız, toplum hayatında kronolojik bir rastlantı değil, insan…’
Dışlama ve ötekileştirmeye dayalı gerilim politikaları bakınız hangi “kırmızıçizgilere” dayanmış!
Toplumu sevgi, saygı, hoşgörü, anlayış coğrafyasına yeniden yönlendirecek bir yeni “politika kültürüne” ihtiyaç var.
Bunun bedeli daha da ağırlaşmadan ve “son pişmanlık” yazgısına düşmeden toplum psikolojisi normallerine dönmek zamanıdır.
Güneri Civaoğlu
Reklamlar