Mayıs 01

Etiketler

Asıl tartışma, demokrasiyi içselleştirmemiş bir fikriyatın demokrasi içinde nasıl var olabileceği tartışmasıdır


“Despot aydın tavrı geride kaldı” diyor Başbakan… Aman ne iyi! Peki ya despot Başbakan tavrı? O ne zaman geride kalacak?

“Türkiye’nin tapusu, belli kesimlerin, belli zümrelerin, elitlerin, seçkinlerin elinde değil artık” diyor Başbakan…
Bunun için kendisine minnettarız da, kendi tek-eline aldığı tapuyu ne zaman geri verecek?
Siyasetin “yeni seçkinleri” ne zaman bertaraf edilecek?
“Aydınların parmağını sallayarak milleti azarlama devri bitti” diyor Başbakan…
Çok iyi de, ya sizin parmağınız daha ne kadar sallanacak?
Bu millet daha ne kadar Zat-ı Âlinizce azarlanacak?
* * *
Sallandıkça sıvası dökülen yapılar gibi, Başbakan’ın zihni de konuştukça içindeki tek partizihniyetini biraz daha ele veriyor.
“Hem maaş alacaksın, hem eleştireceksin. Böyle saçmalık olmaz” cümlesinin tercümesi “Paranı ben veriyorum, sus otur”dur.
Hiç kusura bakmasın; (korkudan lafı ağzında geveleyen kimi tiyatro “büyük”lerine de kulak asmasın) hiçbir gerçek sanatçı, üç kuruş para için böyle bir darbe karşısında susmaz.
Erdoğan arşiv çalışmasını seviyor; arşive girerse hep eleştirdiği devirlerden şöyle bir lafı bulabilir:
“Hepiniz Başbakan filan olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız.”
* * *
Artık tartışma, şehir tiyatroları özelleşsin mi, kamuda mı kalsın tartışması değildir.
Repertuarı sanatçılar mı bürokratlar mı belirlesin tartışması da değildir.
Geçtik bu teferruatı!
Tartışma, “Herhalde yüzde 50’den daha akıllı değilsin” diyen çoğunluk diktasıyla nasıl mücadele edileceği tartışmasıdır.
Tartışma, 23 Nisan’da koltuğuna oturan çocuğa bile itiraz eden bakanı kovmasını tavsiye eden bir zihniyetle nasıl baş edileceği tartışmasıdır.
Asıl tartışma, demokrasiyi içselleştirmemiş bir fikriyatın demokrasi içinde nasıl var olabileceği tartışmasıdır.
* * *
İsyan eden veya susup sinen tiyatro sanatçısı dostlara haddim olmayarak Amos Oz’dan bir hatırlatma yapayım:
Malumunuz, Oz’a göre iki tip trajedi vardır:
Biri Shakespeare, diğeri Çehov trajedisi…
İyilikle kötülüğün çatıştığı Shakespeare trajedilerinin finalinde kaybedenler sahnede boylu boyunca uzanır.
Çehov trajedilerinde ise herkes sağ kalır, ama kaybedenler öyle çok taviz vermiştir ki, bunun faturasını telafisi imkânsız bir mutsuzlukla öderler.  Bizim perdemizin nasıl kapanacağı, bu oyunu nasıl oynayacağımıza bağlı…
Can Dündar
Reklamlar